Samipaşazade Sezai’nin Osmanlı’da Kölelik Sistemine Eleştirisi: Sergüzeşt

0
3

Samipaşazade Sezai‘nin, Osmanlı’da kölelik sistemine eleştiri getirdiği romanı Sergüzeşt, aynı zamanda baskıcı yönetimin idaresi altında ezilen bir toplumun zincirlerini kırma mücadelesinin hikayesi.

Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan’la birlikte döneminin en önemli edebiyatçılarından biri olan Samipaşazade SezaiSergüzeşt’te Kafkasya’dan kaçırılarak İstanbul’da zengin konaklarına satılan Dilber’in acı macerasını anlatır. Hüzünlü aşk hikayeleriyle de zenginleşen romanda yazar, toplumumuzda yakın bir zamana kadar sürmüş olan esirlik gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlar. Sergüzeşt açıklamalı notlar, resimler ve haritalarla zenginleştirilerek, hem günümüz Türkçesine uyarlanarak hem de orjinal diline dokunulmadan iki farklı şekliyle Can Yayınları‘ndan okuyucuyla buluştu.

O devirde bir fikir ve kalp coşkusu, bireylerden topluma, toplumdan memleketlere, memleketlerden bütün vatana sirayet ederek düşüncelerin, suskun ve durgun cereyanların kaynaklarını ihlal ediyordu. Edebiyatla baş başa kalmak için bütün vatanda huzurlu bir köşe yoktu. Bu hallerin karşısında, ortamın etkisiyle geçirdiğim şiddetli, yakıcı, yıkıcı bir asabi hayat içinde yazı masamın önünde şiir ilhamının fikri ödüllendirip şereflendirmesini beklerken kapımda hafiyelerin ayak seslerini, penceremden beni gözetleyen kaplan bakışlı gözlerini görürdüm. Çünkü Sergüzeşt’e esaret aleyhinde başlamış ve ‘hürriyetine’ diyerek son vermiştim.

Samipaşazade Sezai

Samipaşazade Sezai Hakkında

1859’da İstanbul’da doğdu. Babası Abdurrahman Sami Paşa, annesi Kafkasya’dan kaçırılmış bir köle olan Gülarayiş Hanım’dır. Aksaray’daki Taşkasap’ta bulunan ve bir kapısı Yüksek Kal­dırım’a açılan mahalle büyüklüğündeki Sami Paşa Konağı’nda geçen çocukluğu esnasında özel eğitim aldı. Çamlıca’daki köşklerinin yakınlarında oturan Abdülhak Hamid ve Recaizade Ekrem’le dostluk kurdu.

Evkaf-ı Hümayun Mektubi Kalemi, Londra Sefareti, Hariciye Nezareti İsti­şare Odası gibi kurumlarda çalıştı. II.Abdülhamid muhalefetine ya­kınlaştı ve 1901’de Paris’e giderek Jöntürklere katıldı. Bu esnada İttihat ve Terakki’nin yayın organı olan Şura-yı Ümmet’te politik makaleler yazdı.

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. 1909-1921 yılları arasında Madrid büyükelçiliği yaptı. 1921’de görevinden azledilip yurda dönünce yazı hayatı tekrar başladı. 1927’de kendisine TBMM tarafından cüzi bir maaş bağlandı. O tarihten itibaren Ka­dı­köy Mühürdar’da belediyenin kirasını ödediği bir evde yaşadı. 

Küçük Şeyler (1891) kitabıyla hikayecilikte de gerçekçilik tarzının gelişiminde etkili oldu. 1934-1935 yıllarında yazmaya çalıştığı Konak romanı yarım kaldı. 26 Nisan 1936’da vefat etti.

Fındıkzade

Görüşlerinizi Bizimle Paylaşın