Osmanlı Elyazmalarının Çok Katmanlı Dünyasına Yolculuk “Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler”

0
39
Hafıza-i Beşer

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Osmanlı elyazmaları aracılığıyla ziyaretçileri metinler, objeler ve zamanlar arasında bir yolculuğa davet ediyor. Enstitü’nün zengin koleksiyonundan yapılan bir seçkiyle oluşturulan “Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler” sergisi, Latin alfabesine geçişten 90, imparatorluğun çöküşünden 100 ve matbaanın yaygınlaşmasından neredeyse 200 yıl sonra, zaman içinde dönüşen Osmanlı elyazması kültürünü yeniden gündeme taşıyor ve bu çok katmanlı kültürel mirasın dinamiklerini tartışmaya açıyor. 18 Ekim’de açılan sergi 25 Temmuz 2020’ye kadar ziyaret edilebilir.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 19. yüzyılda matbaanın yaygınlaşmasıyla yavaş yavaş etkisini kaybeden, 20. yüzyılda geniş kitleler için bir bilgi, hikâye ya da maneviyat kaynağı olmaktan çıkıp koleksiyonerlerin ilgi alanına giren Osmanlı elyazması kültürünü, “Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler” başlıklı sergiyle yeniden gündeme taşıyor.
Osmanlı elyazması kültürü, imparatorluğun çok dilli toplumunda ve erken modern dönemin, sınırları geçişken coğrafyalarında şekillendi. Bu dönemde üretilen, okunan ve elden ele dolaşan yazmalardan yansıyan bu kültür, 19. yüzyılda şekil değiştirmeye başladı. Kitaplar matbaadan birbiriyle aynı binlerce nüsha halinde çıkıyor; okurların sayfa kenarlarına aldıkları notlar kendi kopyalarında kalıyor; kütüphaneler kitaplarına yazı yazan okuyucuları cezalandırıyor; yazarın metni dokunulmaz, değişmez bir statüye bürünüyordu.

Modern tarihçiliğin elyazmalarıyla ilişkisi de yazma ve okumayla ilgili bu değişimlerden etkilenmişti. ‘En doğru’ metni, ‘en kıymetli’ cildi, ‘en temiz’ nüshayı tespit etme çabası literatürü biçimlendirdi. Oysa yazmalar çok daha kolektif bir okur-yazarlık dünyasında şekillenmişti. Metinler, onları çoğaltanların ve okurların elinde değişiyor, bu değişikliklerin fiziki izleri kâğıdın üstünde takip edilebiliyor; okur ve yazarlar metin aralarında ve kenarlarında diyaloğa giriyordu. Yazmak kadar okumak da kolektif bir eyleme dönüşmüştü. Bir yanda kahvehane ve kıraathanelerde popüler hikâyeleri yüksek sesle okuyanlar, diğer yanda önceki okurların notlarına cevap veren başka okurlar vardı.

Hafıza-i Beşer” sergisi, yakın zamanda gelişen yeni yaklaşımlardan yola çıkarak kolektif okuma-yazma kültürünün ve elyazmalarının çok katmanlı dünyasını daha iyi anlamamıza olanak sağlıyor. Sergi, izleyicisinden artık okumanın tarihini yazmaların tarihiyle beraber düşünmesini; metinleri ise hareket halinde, ucu açık yaratılar olarak yeniden ele almasını talep ediyor.

Hafıza-i Beşer”, Van Kalesi’ni beklerken yazma kopyalamaya fırsat bulan muhafız İbrahim Ağa’yı, divanı elden ele gezmiş Zübeyde Hanım’ı, kendi yazmasını düzelten Fransa Sefiri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’yi, esere “yazan yanlış yazmış” diye müdahale eden Kilisli Rıfat‘ı, yazdıkları ayıplanmış, yasaklanmış ama kulaktan kulağa anlatılmış Enderunlu Fâzıl’ı, yazmayı koruması için yazılmış “Ya Kebikeç” duasını, bunu umursamadan karnını doyurmuş kâğıt kurdunu ve yüzlerce meşhur ya da isimsiz yazarı ve okuru bir araya getiriyor.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Elyazması Koleksiyonu’ndan bir seçkiyle ziyaretçileri metinler, objeler ve zamanlar arasında bir yolculuğa çıkaran sergi, elyazmaları üzerinden Osmanlı toplumunda çok dillilik, gündelik hayat, tıp, evren ve zamanın bilgisi, toplumsal cinsiyet ve cinselliğin izlerini sürüyor; İstanbul’un tarihsel coğrafyasının yazmalar aracılığıyla nasıl yeniden yaratılabileceğini de gösteriyor. İnsanlığın elyazmalarında maddeleşmiş, ilahi ve dünyevi, çok dilli ve dinli, eşsiz ve sıradan, bazen çok yabancı bazen de tanıdık, parçalı, noksan ama her zaman ilham verici hafızasının kapılarını aralayan “Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler” sergisi, 18 Ekim 2019 – 25 Temmuz 2020 tarihleri arasında İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde ziyaret edilebilir.

Beyoğlu Tepebaşı’ndaki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Galerisi, Pazar günleri hariç haftanın her günü 10.00 – 19.00 saatleri arasında gezilebilir.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü aynı zamanda bir kütüphane! Kütüphane çalışma saatleri hakkında ayrıntılı bilgi için web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Hakkında

Roma, Bizans ve Osmanlı uygarlıklarına damgasını vuran imparatorluklar başkenti İstanbul, hem onun binyıllar içinde biçimlenen “büyük kent” kimliğinin, hem de çevresindeki farklı kültür coğrafyalarının keşfi için atılacak adımların en uygun hareket noktası. Bu nedenle İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, merkezden çevreye doğru genişleyen uygarlık izlerini takip ederek Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini kapsayan bir süreçte kentin tarihini, kültürel yapısını ve insan profilini araştırmayı, bu amaçla projeler geliştirip desteklemeyi, ulusal ve uluslararası toplantılar, etkinlikler düzenleyerek elde ettiği sonuçları ilgili kurumlarla paylaşmayı ve yayın yoluyla kamuoyuna ulaştırmayı hedefliyor. Enstitü bu ana hedeflerini, kendi bünyesinde oluşturduğu Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet Araştırmaları bölümlerinin çalışma programları doğrultusunda gerçekleştiriyor.


Ze Kitap’a Destek Olmak İster misiniz?
Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılabilmek için sizin desteğinize ihtiyacımız var. Bize Patreon üzerinden destek olabilirsiniz. Çok teşekkürler.
Destek Olun!


Küçük Yılan

Görüşlerinizi Bizimle Paylaşın