Elif Şafak ve On Dakika Otuz Sekiz Saniye / Kitap Gezgini

1
19

Elif Şafak Strasbourg doğumlu. Çocukluğunu ve gençliğini Ankara, Madrid, Amman, Köln, İstanbul, Boston, Michigan ve Arizona’da geçirmiş. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirmiş. Yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü’nde, doktorasını ise Siyaset Bilimi alanında tamamlamış. Yani Ankara’da. Türkiye, ABD ve İngiltere’de öğretim üyesi olarak dersler vermiş. Eserleri 48 dile çevrilmiş ve en çok satanlar listesinde ya zirvede olmuş ya da zirveyi zorlamış. Sayısız ödül almış. ( Ödülleri ve daha detaylı bilgiyi kendi internet sitesindeki biyografi bölümünden görebilirsiniz. )

Sosyal Medya

Sosyal medyayı çok başarılı kullanan bir yazarımız Elif Şafak. Yani okuyucularına sosyal medya hesapları üzerinden ulaşıp onlarla irtibat kurduğunu hissettiriyor. Neden hissettiriyor dedim? Bir süredir takip ediyorum hesaplarını ve sosyal medya hesaplarını yöneten profesyoneller olduğunu düşünüyorum. Ama her halükarda paylaştığı gerek resimler gerek katıldığı faaliyetler hakkındaki videolar gayet doğal bir seyirde giden başarılı bir halkla ilişkiler kampanyası. O kadar doğal ki bu okuyucularının ve takipçilerinin mesajlarına ve aralarındaki iletişime de yansıyor. Yani bu işi bir ekip yapıyorsa (ki öyle olmalı) tebrik ederim çünkü okuyuculara yazarın kendisiyle iletişim kuruyormuş hissini çok derinden yaşatıyorlar. Ayrıca yoğun olarak kullanmayı seçtikleri sosyal medya mecrası da isabetli. Twitter’dan ziyade Instagram’ı kullanıyorlar ki bu hitap ettikleri okuyucu kitlesi açısından daha isabetli. Elif Şafak için huzur Instagram’da desem abartmış olmam heralde. Eminim Twitter hesabında attığı tweetlere yapılan yorumları okuyunca sizde aynı şeyi düşünürsünüz. Elif Şafak bir kesim tarafından çok sevilse de bir kesim tarafından da çok tepki görüyor.

Elif Şafak’ın sosyal medya ve tanıtım kampanyaları ile ilgili iki noktaya daha değinip kitaba geçmek istiyorum. Sitemizde çok okunanlar bölümü var. En çok okunan yazıları, haberleri çoktan aza doğru sıralıyor. Her baktığımda Elif Şafak haberi mutlaka var sıralamada. Yani Elif Şafak haberleri okunuyor, kitapları gibi. Artı sosyal medya hesaplarını takip ettiğinizde çok haber çıkıyor, haber yapmak isteyenler için. Çünkü basın bülteni gibi faaliyetleri ile ilgili bilgi alabiliyorsunuz hesaplarından.

Göçebelik…

Elif Şafak kendisininde ifade ettiği gibi “göçebe” bir yazar. Strasbourg’da doğmuş, çocukluğunu ve gençliğini Ankara, Madrid, Amman, Köln, İstanbul, Boston, Michigan ve Arizona’da geçirmiş. Sonrasını yazmıyorum. Bu kadarı bile farklı kültürden çok insanla içli dışlı olmak için yeterli. Ve bence bu göçebelik durumundan dolayı farklı olan, dışlanan insanlara karşı bir eğilimi var yazarın. Onların sesi olmak isteği var kendisininde ifade ettiği gibi. Bu isteği kitaplarıyla da sınırlı değil, kendisiyle yapılan son söyleşilere baktığımızda. ( BBC Türkçe servisinin yaptığı söyleşiyi burdan izleyebilirsiniz.)

Siyasi mesajlar veriyor, ülkesiyle ilgili endişe ve üzüntülerini ifade ediyor. Bunu yaparken isim vererek endişelerini dile getirince sadece belirli bir kesimin uğradığı haksızlıklara ses olduğuna dair eleştiriler alıyor. “Şuanda Türkiye’de olan hiç kimsenin konuşamadığı hak ihlallerini yurtdışından bile dile getiremediği, kendisinin ifadesiyle ‘Ben hiçbir zaman elit kesimin yazarı olmadım. Hiçbir zaman elit kesimden pozitif bir enerji almadım. Her zaman aşağılayarak baktılar. Küçümseyerek baktılar. Hakaret ederek yazdılar.’ dediği elit kesime, kendine yapılan birtakım eleştirileri önlemek için gönderdiği sinyallerdir” yorumuna neden oluyor.

On Dakika Otuz Sekiz Saniye

Kitabın İsminin hikayesini ilk olarak Elif Şafak’la  Doğan Kitap Direktörü Cem Erciyes’in yaptığı söyleşide dinledim. (Söyleşiyi buradan izleyebilirsiniz.) Hikaye ilginçti gerçekten. İlk ilgimi böyle çekti ama sonra çok konuşulunca elimde olmadan popüler olanın iticiliği devreye girdi bende. Sonra Ze Kitap editörlerinden Musa bey bu kitabı mutlaka oku ve yorumunu yaz çok konuşuluyor deyince okumaya karar verdim.

Ana dili Türkçe olan bir yazardan çevirmen aracılığıyla (Yazarla birlikte olsa bile) romanı okumak,  ilk sayfalarda çevirmen adı görmek değişik bir his. Bunu eleştirme amaçlı söylemiyorum sadece daha adını koyamadığım bir farklılık bu. Ama tabi bu da muhakkak ki yazarımızın kariyer olarak hedeflerine ulaşmak için bir yöntem diye düşünüyorum. Başarılı mı? Evet, en azından şuana kadar aday olduğu ödülleri düşünürsek başarılı. Bu arada kitabı çeviren Omca A. Korugan. Emeğine sağlık.

Tekila Leyla’nın zihnindeki yolculuğun yoldaşı oluveriyorsunuz.

Yazarın anlatımı çok akıcı, başladınız mı su gibi akıp gidiyor. Hikayenin içine giriyorsunuz, sayfalar sayfaları takip ediyor. Tekila Leyla’nın zihnindeki yolculuğun yoldaşı oluveriyorsunuz. Onun gözünden hayatına bakıyorsunuz. Zihninizde canlanan görüntüler birbirini takip ediyor.

Leyla bebekken başlayan olaylar hassas olan insanların hassasiyetini zorlayacak tarzda gerçekten. Bir ara kitabı elimden bırakmak istedim. Bir kadın için anlatılanların tahammül edilecek tarafı yok. İçim karardı, uzaklaşmak istedim Leyla’nın hikayesinden. Galiba hayatta nefes almaya, bazı yaşanmışları yok sayarak, görmezden gelerek devam edebiliyoruz. Kötülükleri duymak, görmek istemiyoruz. Leyla’nın annesi Binnaz ve daha nice kadınlarımızın yaşadıklarından bahsediyorum. Leyla’nın bir kız çocuk olarak aile içinde maruz kaldığı olaylardan bahsediyorum. Dışardan değil içerden geliyor zarar Leyla’ya.

Kitapla İlgili Yorumlar…

Kitapla ilgili yorumları tararken hayran olup övene de rastladım. Yazarın şahsından başlayıp hikayenin anlatımını, karakterlerini eleştirenlere de.  2019 yılında kötü imam tiplemelerin, kadınlar üzerinde baskı kuran şeyh efendilerin, dans etmek isteyen kızlara çarşaf giydirmek isteyen kötü erkek karakterlerin hikaye edilmesini ve hala bu zamanda bunları tartışıyor olmayı ve bunun üzerinden Türkiye sorgulaması yapıyor olmayı yanlış olarak görenlere rastladım. Bazı yorumlar Türkiye gerçeğiyle bağdaşmıyor maalesef.  Fikir sahibi olmadan yapılan yorumlar yada yaşadığı ülkenin gerçeklerinden haberdar olmayan okurların yorumları ciddiye alınacak gibi değil.

Pedofili ve Kitapta Ele Alınışı

Ancak 6 yaşındaki bir çocuğun amcası tarafından suistimal edilmesi gibi çirkin bir durumu anlatırken pornografik bir anlatımdan uzak durulması gerektiğini düşünenlerdenim. Edebiyatın güzelliği de buradadır. Her konuyu insanın yaşamındaki bütün güzellikleri ve çirkinlikleri anlatır, anlatmalıdır da.  Ama yazar öyle bir anlatır ki herkes ne olduğunu anlar ama direk çirkinlik ifade bulmaz satırlarda kelimelerde. Eğer bulursa o başka bir şey olur. Ve orda eleştiriler yükselir. Yazar ne kadar mağdurun gözüyle anlattım dese de ordaki birkaç satır bütün anlatımı gölgeler. Burda elimde olmadan Khaled Hosseini’nin “Uçurtma Avcısı” kitabını anmadan geçemiyecem. “Uçurtma Avcısı” kitabında yazar kitabın kahramanı olan bir çocuğun istismar edilmesini anlatıyor. Okuyucu şok oluyor. Ama çirkinlik kelimelerde direk ifade bulmuyor. Burda Elif Şafak’ın bu konuyu sadece negatif eleştiri olarak görmemesi gerektiği ve üzerinde düşünüp buna farklı bir yaklaşım sergilemesi gerektiği kanaatindeyim. Bunun dışında çocuğun üstündeki baskı, sessizliği, üzerinde oynanan akıl oyunu güzel anlatılmış.

Çocuk Dünyası

Leyla çocukken yaşadıklarından hep bir sonuca varıyor ve bu sonuçlar onun ilerideki hayatını şekillendiriyor. Teyzesinin yanında annesine sevgisini göstermemesi istendiğinde Leyla “…, sevgiye dair her şeyin gizli kapaklı kalması gerektiği sonucuna…” varıyor. Ve bu sonuç karakterini belirliyor. Çocuklarımızdan istediğimiz şeylere dikkat etmemiz gerekir. Onların küçücük dünyasında o kadar büyük sonuçları olabiliyor ki bu isteklerin. Leyla’nın bizler için küçük ama onun dünyasında büyük olan sonuçlar, hikayesinin temelini atıyor diyebiliriz.

Tarihi Mekanlar, Tarihi Olaylar, Güçlü Karakterler

Tarihi mekanlara ve tarihi olaylara değinilerek hikaye zenginleştirilmeye çalışılmış ama yüzeysel geçilmiş izlenimi uyanıyor insanda. Belki de o mekanları bilmekten o olayların havasını solumaktan kaynaklanıyor olabilir ama Leyla’ya da çok erken veda edildiği kanaatindeyim. D’Ali, Cemile, Nalan, Hümeyra, Sabotaj hepsi o kadar farklı ve güçlü karakterler ki…. Her birinin hikayesine değinilmeye çalışılmış ama her biri ayrı bir kitabın konusu olabilecek karakterler. Tek kitap Tekila Leyla’ya bile yetmemiş, Zeynep122’ye, Tarkan’a yetsin. Kimbilir belki başka bir hikayede bu karakterler gene kelimelerle zihnimizde hayat bulur. Bu tamamen yazara bağlı olsa gerek ama bu karakterlerin okuyucu tarafından sevildiği muhakkak.

Yazarı ve son kitabını birazda tartışmaların gölgesinde değerlendirmeye çalıştım. Daha detaylı incelenebilir ama şimdilik ilk gözüme çarpanları kelimelere döktüm. Bu işin bencesi. Katılan da olur katılmayan da. Yeter ki düşüncelerimizi uygun ve konuşulabilir, okunabilir şekilde kelimelerle ifade edelim. Ne harfler rahatsız olsun ne de okuyan ruhlar…

 

Fındıkzade

1 Yorum

Görüşlerinizi Bizimle Paylaşın