İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Şafak, Yeni Romanını Anlattı: Konuşulmayan, Anlatılmayan Hikayelere Götürecek

Yazar Elif Şafak, yeni romanı “10 Dakika 38 Saniye” ilgili Doğan Kitap Direktörü Cem Erciyes’in sorularını cevapladı. Elif Şafak, romanda İstanbul’da bir özel kadının hikayesinin anlatıldığını belirterek,

Bu çok özel bir kadının hikayesi İstanbul’da. 10 Dakika 38 saniye boyunca hayatına yolculuk yapıyoruz. O yolculuk bizleri 1970’lere, 60’lara, 50’lere götürecek, Türkiye’nin hikayesine götürecek. Konuşulamayan, anlatılamayan hikayelere götürecek”dedi.

Elif Şafak ’ın Erciyes’e yaptığı açıklama şöyle:

Yazan Elif’le Yazmayan Elif Arasında Müthiş Fark Var

Günlerim tamamen romana bağlı. Romanın içerisindeysem benim içimde sarkaç var. Yazarken tamamen romana çekiliyorum. Ne zaman ki roman bitiyor su yüzüne çıkabiliyorum. Daha sosyal daha normal bir insan oluyorum.

Yazan Elif‘le yazmayan Elif arasında müthiş bir fark var. Yazarken çok içe kapanıyoruz, belki bir çok yazar böyle yapıyor, bilhassa ben değilim. Bütün romancılarda böyle. Çünkü roman uzun süre yalnızlığı gerektiriyor. Roman bittikten sonra biraz dışarı çıkmam, okurlarla buluşmam, festivallere gitmem ve insanlar konuşmam lazım. O enerjinin tam tersi bir enerjiye de sahibim.

Benim İçin Özel Hikaye

Elif ŞafakYeni roman yakında geliyor ve ben çok heyecan duyuyorum. Benim için özel bir hikaye bu. Okurla da paylaşmak için sabırsızlanıyorum açıkçası. İsmi ’10 Dakika 38 Saniye’. İlk defa burada açıklıyorum. Baharda okurlarla buluşacak.

Çok uzun zamandır takip ettiğimi ve ilginç bulduğum bilimsel araştırmalar gösteriyor ki insan bedeni öldükten sonra beyin birkaç dakika daha çalışmaya devam ediyor. Bazı durumlarda 10 dakika 38 saniye beden öldüğü halde beyin çalışmaya devam ediyor. Beynin özellikle hafıza ile ilgili kısmı çalışmaya devam ediyor. Bu çok özel bir kadının hikayesi İstanbul’da. 10 Dakika 38 saniye boyunca hayatına yolculuk yapıyoruz. O yolculuk bizleri 1970’lere, 60’lara, 50’lere götürecek, Türkiye’nin hikayesine götürecek. Konuşulamayan, anlatılamayan hikayelere götürecek.

Karakter yaratma süreci senin için nasıl bir süreçtir?

Bu kitapta o kadar güçlü, deli dolu karakterle var ki ben onları severek ve inanarak yazdım. Açıkçası hikayeyi de onlar götürüyor. Merkezde genç bir kadın var. Onun dostlukları, arkadaşlıkları çok önemli hikâyenin ilerlemesinde. Çok güçlü kadın karakterle var ama bizi şaşırtacak erkek karakterlerde var bu romanda.

Kitaplar Bizi Değiştiriyor, Okurları Değiştiriyor

25 yıllık bir serüven olması geri baktığınızda her bir kitabın birbirinden ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Çünkü yazarken biz de değişiyoruz. Kitaplar bizi değiştiriyor, kitaplar okurlarını da. ‘Aşk’ı yazmadan önce başka bir insandım yazdıktan sonra bende de bir şeyler değişti. Her bir romanda bir şeyler değişti, zihnimde, ruhumda. Onları benim için kişisel yolculuğun bir mihenk taşları olarak görüyorum. Bazen hangi romanınızı çok seviyorsunuz diye soruyorlar. Tercih yapmak mümkün değil. 25 yılın bana getirdiği ve öğrettiği her şeyi önemsiyorum.

Hangi kitaplar yazarlık kariyerinde öne çıkar?

Buna cevap vermem çok zor. Bu okurdan okura bile değişiyor. Ben çok okur mektubu alıyorum. Bu seneler içinde hiç azalmadı. Her zaman ilgimi çeken farklı okurlar farklı romanları seviyor ya da aynı roman içinde farklı karakterlerle özdeşlik kurabiliyorlar. O çok ilginç geliyor bana. Her okuma parmak izimiz kadar tek ve biricik. Kimsenin okuması birbirine benzemiyor. Benim zaten her birinde gönlüm var, her birinde benden bir parça var. Onun için tercih yapmak mümkün değil. Ben okurların okumalarını, çeşitliliği çok seviyorum. Dünyanın hiçbir yerinde kitap basmak, yayınlatmak kolay değil. Bence her şeye rağmen kitaplar ayakta kalabiliyorsa, özellikle roman sektörü büyüyebiliyorsa bu kadar hızlı gelişen çağda biraz yavaşlayın, biraz da içimize dönelim, biraz hikayelere bakalım, biraz  kendimiz olmaktan çıkalım, açımızı değiştirelim diyen roman sanatı her şeye rağmen ayakta kalabiliyorsa bence bunu büyük oranda okurlara borçluyuz. Özellikle de kadın okurlara. Çünkü roman okurlarının çoğu kadın. Kadın okurlar sadece okumakla kalmıyor, eğer kitabı beğendiyse, sevdiyse arkadaşıyla paylaşıyor, teyzesine gönderiyor, yengesine gönderiyor, sahip çıkıyor. Bu inanılmaz kıymetli bir şey. Roman Türkiye’de tek kişiye ait bir nesne değil, bir çok kişi aynı kitabı okuyabiliyor. Ben buna çok kıymet veriyorum.

İlk yorum yapan siz olun

    Görüşlerinizi Bizimle Paylaşın