21.7 C
İstanbul
15.08.2020,Cts
Ana Sayfa Blog

Şiirin Aşkın, Delişmen, Pervasız ve Kışkırtıcı Kalemi…

0
kucukiskender

Küçük İskender çoklu bir koro, zengin bir orkestra gibi taşan metin-şiirlerinden oluşan Burç Hikâyeleri ve toplum kurallarını, kurumlarını ve zihniyetini karşısına alan, 2006 Melih Cevdet Anday Şiir Ödüllü İskender’i Ben Öldürmedim’le okurların karşısına çıkıyor.

İskender’i Ben Öldürmedim

Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü de almış olan İskender’i Ben Öldürmedim; benzerini yok etme arzusu, kabahat, beden, bedenin yıpranabilirliği, kırılganlığı, ölüm, anımsama ve hayalet, deccal gibi konuları işleyen, yeraltı edebiyatı örneği olan şiirlerden oluşuyor.

Burç Hikâyeleri

“Bir çoklu koro, bir zengin orkestra gibidir bu kitaptan taşanlar. Taşan bir kitap bu. Katlanan, kanatlanan, aşkın, delişmen, yoğun, parçalı, tekrarlı, şiddetli, pervasız, iştahlı bir kitap. Kışkırtıcı, denetimsiz, cesur, dobra, kalabalık, gürültücü, arzulu bir dil bu. Esinleyici, bulaşıcı, aşırı, riskli, ironik, kara bir söylem. Samimiyetin, cüretin, şefkatin, itirazın, isyanın kitabı bu. Bizden alıp bize veriyor büyüttüğünü de öldürdüğünü de, düşündüğünü ve düşlediğini de, âşık olup yenildiğini de, karşı çıktığını da, aldandığını ve aldattığını da. Bu dünyadan ben geçtim, ben bu dünyadan böyle geçtim demenin kitabı bu. Bir lades kemiği gibi kırılmanın, tüm iktidarlara kafa tutmanın kitabı bu. Sözcüklerin arzulu ve şiddetli ve kanlı bir dansa kalktığı bir kitap bu.”

Gonca Özmen   

Küçük İskender (Derman İskender Över), 28 Mayıs 1964’te İstanbul’da dünyaya geldi. Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde beş yıl eğitim gördü. Tıp eğitimini de, peşinden girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nü de yarıda bıraktı. Şiir, roman, deneme, günlük gibi pek çok edebî türde eserler verdi. Yurtdışında yayımlanan antolojilerde şiirleriyle yer aldı. 2000 yılında Orhon Murat Arıburnu, 2006 yılında Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü kazandı. 2014’te Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü, 2017’de Necatigil Şiir Ödülü’nü aldı. Avrupa’da, ABD’de şiir okumalarına, panellere, sempozyumlara katıldı. Kürtçe ve Almancada kitapları basıldı. Şiir performansları yaptı, Ağır RomanO Şimdi Asker gibi  sinema filmlerinde rol aldı. Küçük İskender 3 Temmuz 2019’da aramızdan ayrıldı. 

Yönetmen Ezel Akay: Seyirce Gördüğünü İnkar Edememeli

0
ezel akay

DenizBank ve TÜRSAK Vakfı iş birliğinde hayata geçirilen “İlk Senaryo İlk Film Yarışması”nın eski finalistleri, yönetmen ve yapımcı Ezel Akay ile online olarak gerçekleştirilen “Senaryo Sunum Atölyesi”nde buluştu.

Yazarlara, genç senaristlere, sinemaseverlere açık, büyük bir yarışma olan ve DenizBank ile TÜRSAK Vakfı iş birliğinde düzenlenen “İlk Senaryo İlk Film Yarışması”nın önceki yıllardaki finalistleri, yönetmen ve yapımcı Ezel Akay ile online olarak gerçekleştirilen “Senaryo Sunum Atölyesi”nde buluştular. Eski finalistler senaryoların yazım ve filme çekim süreçlerine dair önemli noktaları Ezel Akay ile tartıştılar ve senaryolarının nasıl geliştirilebileceğine dair  fikir alışverişinde bulundular. Verimli bir atölye geçiren eski finalistler, senaryoların yazım aşamasında sık yapılan hataları ve filmlerinin çekim aşamasında dikkat edilmesi gereken noktaları deneyimli yönetmen, senarist ve yapımcı Ezel Akay’dan eğitim alarak tecrübe kazandılar.

ezel akay

“SENARYONUZU YAZARKEN GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN”

Online olarak gerçekleştirilen atölyeye katılan eski finalistlerden Ayten Başer, Hüseyin Özden, İsmail Doğan, Cihan Gökbulut, Yakup Uygun ve Ersin Karahaliloğlu, başarılı yönetmen Ezel Akay ile buluşma fırsatı bularak merak ettikleri soruların cevaplarını öğrenme fırsatı buldular.

Atölyeye katılan isimlere yazdıkları senaryonun izleyeni daha fazla etkilemesi için ekranda görünmeyecek ayrıntıların senaryoda kalabalığa yer açtığını söyleyen Ezel Akay, senaryo mantığının görme engelli bir bireyle sinemaya gidildiğinde, filmi ona anlatıyormuş gibi yazmaktan geçtiğini belirtti. “Senaryo yazılırken, kurguyu gözünüzde canlandırarak yazmanız ve sekanslara bölmeniz gerekiyor. Ekranda neyin, nasıl, hangi akışla görüneceğini canlandırarak yazdığınızda, filmin uzunluğunu da ortaya çıkarmış olursunuz” diyen Akay, filmlerde flashback kullanımının ise göründüğü kadar kolay olmadığını ifade ederek “Senaryoda flashback’lerin çok dikkatlice ayarlanması ve kullanılması gerekiyor. Aksi takdirde seyircinin aklını karıştırıyor. Flashback’ler ancak stilize edilip senaryoya yedirildiğinde hikâyeye katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı. Akay ayrıca filmi izleyen seyirciyi etkilemek ve ona filmin her anında maksimum doyum sağlamak için seyircinin diyaloglarla değil, atmosferle, estetikle ikna edilmesi gerektiğine dikkat çekerek “Öyle bir görüntüye bakakalmalı ki seyirci, gördüğünü inkar edememeli. Gördüğünün güzelliğiyle fikri kabul etmeli” dedi.

“SENARİST ATMOSFER YARATIR, YÖNETMEN SENARYONUN RUHUNA UYGUN UYARLAR”

Atölye boyunca senaryo yazımının yanı sıra senaryonun filme çekilme konusunda da önemli noktalara değinen Ezel Akay, senaristin senaryoyu yazarken bir atmosfer yarattığını ama yönetmenin ise o atmosferi kullanmak yerine senaryonun ruhuna uygun şekilde uyarladığını söyledi. Filmin uzunluğu ile senaryonun uzunluğu arasında da her zaman doğru orantı olacak diye bir zorunluluğun olmadığını belirten Akay, “Bazı senaryolar bir buçuk saatlik bir film olarak çekilirken aslında 35 sayfa olabilir. Bu tamamen senaryonun doluluğuna ve doyuruculuğuna, hikâyenin işlenişine bağlıdır” dedi. Filmin çekimlerinde ise “Rüya Çalışması”nın yapılmasının ne denli önemli olduğunu vurgulayan Akay katılımcılara ise “Öyle bir şey çekin ki anlamı yalnızca sizde kalsın, kimse sizin için anlamını çıkaramasın” tavsiyesinde bulundu.

Yarışmaya ilişkin detaylı bilgiler etkinliğin internet sitesi olan ilksenaryo.tursak.org.tr    adresinden öğrenilebilir. Yarışmayla ilgili gelişmeler de hem etkinliğin web sitesinden hem de TÜRSAK Vakfı’nın sosyal medya hesaplarından takip edilebilir.

İki Usta Kalemin Eserleri İnkılap Kitapevi’nde

0
klasik

İnkılâp Kitabevi, Türk Edebiyatı’nın iki büyük isminin; ilhamını sokaktan alan usta kalem Hüseyin Rahmi Gürpınar ve en kusursuz nesirlerin ustası Halid Ziya Uşaklıgil’in yüzyıl öncesinde kaleme aldığı unutulmaz eserlerini günümüz Türkçesi ve yeni kapak tasarımlarıyla yeniden okurlarla buluşturuyor. Gürpınar’ın bugün hâlâ güncelliğini koruyan konuları işlediği Şık, Gönül Ticareti, Melek Sanmıştım Şeytanı ve Şıpsevdi adlı kitapları ile Uşaklıgil’in Ferdi ve Şürekâsı ile Aşka Dair eserleri İnkılâp Kitabevi etiketiyle raflarda yerini aldı. 

Eşsiz gözlem yeteneğiyle halkın içinden halkı anlatan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın şark kurnazlığını, dalkavukluğu, erkek egemen yapıyı ve sömürü düzenini keskin kalemiyle hicvettiği en cesur eserleri İnkılâp Kitabevi tarafından yayımlandı. Gürpınar’ın, Kurtuluş Güran tarafından sadeleştirilen Şık, Gönül Ticareti, Melek Sanmıştım Şeytanı ve Şıpsevdi adlı unutulmaz kitaplarının yeni kapak tasarımları ise Gilas Coşkun’a ait.

İlk eseri Şık ile yazı hayatına başlayan Hüseyin Rahmi Gürpınar, 79 yıllık yaşamı boyunca pek çok kült esere imza attı. Mizahi bakış açısı ve öykülerindeki karakterleri tahlil edişiyle hayranlık uyandırırken, günümüzde yeni yeni fikir dünyamızı işgal eden konuları da korkusuzca ele aldı. Kadının toplumdaki yeri, emek-sermaye çelişkisi, gelir eşitsizliği gibi konulara döneminin çok ötesinde bir perspektiften bakmayı başardı. Sivri dili başına birçok kez bela olsa da yazmaktan hiç vazgeçmeyen Gürpınar bugün hâlâ karanlığa ışık tutuyor. 

Eserlerinde insan ruhunun en karanlık dehlizlerine inen, insan psikolojisini derinlemesine tahlil eden usta kalem Halid Ziya Uşaklıgil’in ise Ferdi ve Şürekâsı ile Aşka Dair adlı romanları İnkılâp Kitabevi etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kurtuluş Güran tarafından günümüz Türkçesine sadeleştirilen eserlerin kapak tasarımları yine Gilas Coşkun’un imzasını taşıyor.

Türk Edebiyatı’nın en büyük nesir ustası Halid Ziya Uşaklıgil, yüz yıl öncesinde kaleme aldığı eserleriyle bugün hâlâ okurları, bireyin iç dünyasına gerçekleştirecekleri eşsiz bir yolculuğa davet ediyor. Ağdalı dili ve sanatkâr üslubuyla baş döndüren büyük usta, her bir satırıyla da hayatı sorgulatıyor.

Sivas Katliamı’nda Yakınlarını Kaybedenler Anlatıyor

0
yas ve bellek

Ozan Çavdar, Sivas Katliamı’nda yakınlarını kaybeden ailelerle görüşerek bellek mücadelelerinin arka planında kendini hep hissettiren yası, kayıpla nasıl başa çıktıklarını araştırıp, bizzat onların dilinden aktarıyor.

“Annem her zaman, ah, işte üzgün, işte çok acılı… Bir de kalp hastasıydı; hiçbir zaman iğnesine, ilacına, tedavisine devam etmedi. Her gün ölmek istedi. Kız kardeşimden sonra, altı sene sonra öldü. Babamı kendinden öteledi, istemedi yanında. Hayat dolu, sıcak bir insandı, ama işte aşırı üzgündü, yani hem yaşıyordu hem yaşamıyordu.”

Madımak, 2 Temmuz 1993’ten beri Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden birinin adıdır. Madımak Oteli, o gün Sivas’ta yapılacak kültürel bir etkinliği “dinsizlik”le, “zındıklık”la suçlayan bir linç topluluğu tarafından saatlerce kuşatıldı, sonuçta etkinlik için şehre gelen otuz üç kişi katledildi, elli bir kişi ağır yaralandı. Ölenlerin ardında yaslı aileler, yakınlar, anneler, babalar, kardeşler kaldı. Onlar katliamın hesabının sorulması, hayatlarını kaybedenlerin anısının yaşatılması, o gün olanların bir daha yaşanmaması için mücadele ettiler, ediyorlar. Öte yandan evlerin, odaların içinde keder hep vardı ve onlarca yıl sonra, bugün de varlığını hâlâ sürdürüyor. Ozan Çavdar, Sivas Katliamı’nda yakınlarını kaybeden ailelerle görüşerek bellek mücadelelerinin arka planında kendini hep hissettiren yası, kayıpla nasıl başa çıktıklarını araştırıp, bizzat onların dilinden aktarıyor. Zeynep Altıok Akatlı, Eren Aysan ve Yeter Gültekin ile yaptığı görüşmelerin yanı sıra kamuoyunca daha az bilinen, ama kayıplarının hatırasını yaşatmak için didinen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği çevresindeki ailelerin sesini de kitabına taşıyor. Sivas Katliamı: Yas ve Bellek, yakınlarını katliamda kaybeden ailelerin samimi duygularının, düşüncelerinin işitileceği ilk akademik araştırma olma özelliğini taşıyor.

Ozan Çavdar hakkında

1983 yılında İzmir’de doğdu. Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde tamamladı. Yüksek lisans derecesini Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden, doktora derecesini Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden aldı. Halen Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde çalışmaktadır.

Ağustos’ta Sanat İstanbul’un Her Yerinde

0
konser

İBB, Ağustos ayı boyunca konserden tiyatro gösterimine kadar birçok etkinlik ile şehrin her noktasını sanatla buluşturuyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) kültürel faaliyetleri, Ağustos ayında da hız kesmeyecek. İBB Kültür Daire Başkanlığı ve Kültür AŞ, şehrin dört bir yanında ay boyunca etkinlikler düzenleyecek. Kentin farklı noktalarında gerçekleştirilecek müzik, tiyatro gösterimleri ile birlikte festivaller ve özel etkinlikler, İstanbulluya sanat dolu bir yaz yaşatacak.

AĞUSTOS’TA MÜZİK RÜZGARI ESECEK

İBB,Ağustos ayında birçok kültür sanat aktivitesi gerçekleştirecek. Büyükada Yaz Konserleri, her hafta sonu dinleyenleri müziğin ritminde buluşturacak. 9-15 Ağustos tarihleri arasındaki Beylikdüzü ve 16 Ağustos pazar günü gerçekleşecek Kınalıada Festivali de eşsiz performanslara sahne olacak.

“Sokakta Sanat Var” etkinlikleri, sanatseverlerle olmaya devam edecek. Gülhane Parkı, Maçka Habitat Parkı, Ortaköy, Kuruçeşme ve Beykoz Çayırı’nda konserler ve tiyatro gösterimleri düzenlenecek.

TARİHİ MEKANDA KONSERLER SÜRECEK

Bizans İmparatorluk Sarayı kompleksinin ayakta kalan tek yapısı olma özelliğini taşıyan Tekfur Sarayı Müzesi, Klasik Türk ve Batı Müziğinin seçkin örneklerine ev sahipliği yapmayı sürdürecek. “Avluda Klasik Müzik” konserleri, Her Cumartesi saat 18.00’de müzikseverlerle buluşacak. Konser serisi kapsamında; 15 Ağustos’ta “Lepidus Ensemble” (Yonca Sülün, keman / Öykü Koçoğlu, viyola / Rahşan Apay, viyolonsel), 22 Ağustos’ta “İstanbul Virtüözleri ve Bülent Evcil” (Bülent Evcil, flüt / Özgecan Günöz, 1.keman / İmge Tilif, 2.keman / Efdal Altun, viyola / Yılmaz Bişer, çello / Tayfun Tümer, kontrabas), 29 Ağustos’ta “Cello Paradiso” (Şafak Erişkin, çello / Gülyar Balcı, çello / Didem Erken, çello / Dilbağ Tokay, çello) sahne alacak.

ŞEHRİN KÜÇÜK KÜLTÜR MERKEZLERİ, İSTANBUL KİTAPÇISI

İBB Kültür AŞ tarafından işletilen ve 8 şubesiyle İstanbulluları kitapların zengin dünyası ile buluşturan İstanbul Kitapçısı, Ağustos ayında da ücretsiz olarak gerçekleştirdiği kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak.

İstanbul Kitapçısı’nın yenilenen Kadıköy şubesi, her çarşamba 20.00’da “Sokak Müzisyenleri Kafede” konserleri ile vapur, metro ve sokak müzisyenlerini ağırlayacak. Konserler, İstanbullulara şehrin sokaklarına keyifli bir ritim ve zenginlik katan müzisyenlerle, İstanbul Kitapçısı Kadıköy şubesinin eşsiz manzarası ve lezzetli kahveleriyle buluşma şansı sunacak. İstanbul Kitapçısı, bu etkinliklerle, Koronavirüs döneminde müzikseverlerle buluşma şansı bulamayan sanatçılara sahne desteği vermeyi de sürdürecek.

İstanbul Kitapçısı’nın klasikleşen “Yolculuk Arası Bi’ Caz Molası” konserleri, Ağustos ayı boyunca ülkemizin seçkin caz sanatçılarını müzikseverlerle buluşturacak. İstanbul Kitapçısı Kadıköy şubesi her cuma saat 18.30’da, Karaköy Şubesi ise Çarşamba 18.30’da, caz ritimleriyle dinleyenleri mest edecek.

İstanbul Kitapçısı, genç müzisyenlere olan desteğini de sürdürecek. Kadıköy şubesinin her cumartesi saat 18.30’da Devlet Konservatuvarı öğrencilerine açtığı sahnesiyle hayata geçirilen “Akademiden Sahneye” konserleri, konservatuvar öğrencilerine ilk sahne deneyimleri yaşatacak. İstanbullular da genç yeteneklerle tanışma fırsatı bulacak.

ÇOCUKLAR “SAHNEBÜS” İLE EĞLENECEK

Hem çocukları hem yetişkinleri sanatla buluşturmayı amaçlayan İBB, etkinlikleri İstanbul’un dört bir yanına yaymak için gezici sahnesi “Sahnebüs”ün etkinliklerini gerçekleştirmeyi sürdürecek. “Sahnebüs”, Ağustos ayı boyunca çocuklar için pek çok gösteri ve etkinlik ile yollarda olacak.

ÇOCUKLAR HER HAFTA KİTAPLARLA BULUŞACAK

İstanbul Kitapçısı Kadıköy şubesi, İstanbulluları müziğin yanında, kitapların zengin dünyasıyla da buluşturacak. Her cumartesi saat 12.00’de, yeni nesilleri, kitapların zengin dünyası, birikimi ve yaratıcılığıyla buluşturmak için “İstanbul Kitapçısı Çocuk Kitap Buluşmaları” gerçekleştirilecek. Ağustos ayında Çiçek Dilligil, Seren Fosforoğlu ve Yasemin Çonka gibi ünlü isimler, Koronavirüs önlemleri çerçevesinde çocuklarla bir araya gelerek keyifli okumalar yapacak.

Kişi Başına Düşen Kitap Sayını Artırmak İçin Özel Platform Kuruldu

0
kitap jet

Toplam 6 bin kitabevinin bulunduğu ülkemizde geçen yıl 570 milyondan fazla kitap basıldı ve kişi başına düşen kitap sayısı 6,9a geriledi. Türkiyede perakende kitap pazarı ise yüzde 27lik artışla 8,5 milyar liralık büyüklüğe ulaştı. İnternet satışlarında kitap fiyatlarını düşürmek ve kişi başına düşen kitap sayısını artırmak için ise kitapçılara özel ilk online satış ağı kuruldu.

Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu’nu (YAYFED) verilerine göre, 2019 yılında Türkiye yayıncılık perakende pazarı büyüklüğü önceki yıla göre yüzde 27 artış göstererek 8 milyar 852 milyon TL büyüklüğe ulaştı. Türkiye’de geçen yıl toplam 577 milyon 48 bin 957 kitap basıldı. Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) verilerine göre ise Türkiye bu sayı ile dünya sıralamasında en çok kitap basılan 6. ülke konumunu korudu. Kişi başına düşen kitap sayısı ise 6,9’a geriledi. Bu sayı 2017’de 7,76, 2018’de ise 7,08 olarak hesaplanmıştı. Özellikle kitap fiyatlarındaki artış ve kişi başına düşen kitap sayısındaki gerilemeye karşın kitapevlerinin düşük komisyonla direkt olarak satış yapabilecekleri online pazaryeri Kitap Jet kuruldu.  

Yarım milyar kitap basılan ülkede erişilebilen kitap çeşitliliği çok az” 

E-ticaret sitelerinin okuyucuları kısıtlı sayıdaki kitap çeşitliliğine mahkum ettiğine değinen Kitap Jet kurucusu Salih Gürel, “Her sene çok sayıda yeni kitap çıkarken milyonlarla ifade edilen adetleri ve yüzbinlerle ifade edilen kitap çeşitliliğini tek başına hiçbir e-ticaret sitesi stoklayamaz. Bu durum da aynı tür eserlerin yüksek komisyonlar nedeniyle pahalı olarak okuyuculara sunulmasına neden oluyor. Bu noktadan hareketle kitap sektörünün Türkiye’deki en büyük kitap platformunu kurduk. Kurduğumuz platformda bütün yayınevleri ve yazarlar yer alıyor. Yayınevi, yazar ve kırtasiyelere ücretsiz mağaza hizmeti sağlayarak hem alıcıyı hep de satıcıyı ilk elden buluşturup daha ucuz ve hızlı kitap ulaştırmayı hedefliyoruz.” dedi.

Kitapsevere daha ucuz kitap, yayıncıya daha fazla gelir imkanı

Kitaplarda kar marjının düşük olduğunu belirten Salih Gürel, “Bir de üstüne e-ticaret platformlarında yayıncılar yüksek komisyon oranları ödemek zorunda kalıyorlar. Bu nedenle satış yapılsa bile satıcıların yeterli oranda kar elde edemediklerini görüyoruz. Kitap Jet olarak biz; ücretsiz sanal mağaza ve düşük komisyon ile aracıların değil sadece kitapçıların yer aldığı bir platform oluşturduk. Bu sayede kitabevi ve yayıncılar daha fazla kazanç sağlarken kitapsever de çok daha uygun fiyata kitap sahibi olabilecek. Üstelik mevcut e-ticaret sitelerinde gördükleri kitap çeşitliliğinin 10 katına ulaşabilecekler. Ayrıca kitap doğrudan ilgili kitapçının rafından çıkarak kitapsevere ulaştığı için tüketiciye çok daha hızlı bir e-ticaret deneyimi sunmuş oluyoruz.” ifadelerini kullandı.

Beykoz Belediyesi 2. Fotoğraf Yarışmasına Başvurular Başladı

0
Beykoz Belediyesi

Beykoz’un binlerce yıllık doğal ve tarihi güzellikleri ile köklü medeniyet mirasını fotoğraf sanatı aracılığıyla gözler önüne serecek, amatör ve profesyonel yüzlerce fotoğrafçıyı buluşturacak “Beykoz Belediyesi 2. Fotoğraf Yarışması” başlıyor.

Beykoz Belediyesi ve Türkiye Fotoğraf Vakfı (TFV) ile ortaklaşa düzenlenen yarışıma fotoğraf tutkunları için ilçeyi cazip hale getirmeyi, coğrafi konumu ve doğal güzellikleriyle geçmişten bugüne İstanbul’un gözbebeği olan ilçenin tanıtımına ulusal düzeyde katkı sağlamayı amaçlıyor.

Fotoğraf sanatına gönül veren tüm amatör ve profesyonellerin katılımına açık olarak düzenlenen organizasyonda dereceye girenler toplamda 97 bin TL ile ödüllendirilecek. TFV sistemi fotoğraf yüklemeleri için 1 Ekim 2020 tarihinden itibaren aktif hale gelecek.

Beykoz Belediyesi Fotoğraf 2. Yarışması’na başvurular yalnızca online olarak www.beykoz.bel.tr ile www.turkiyefotografvakfi.org adreslerinden yapılacak ve 18 Aralık 2020 tarihine kadar devam edecek.

İlçenin farklı mekânlarını, insanını, mevcut sosyal, ekonomik ve kültür hayatını en güzel karelerle kayıt altına alacak organizasyon “Serbest” ve “Foto Öykü” kategorilerinde tertip edildi.

Yarışmaya gönderilen fotoğraflar aralarında ünlü foto muhabiri Coşkun Aral’ın yanı sıra,fotoğraf sanatının usta isimleri İsmail Küçük, İzzet Keribar, Leyla Emektar, Murat Gür, Mustafa Yılmaz, Nazan Tuna, Süleyman Gündüz’den oluşan seçici kurul tarafından değerlendirilecek.

Sonuçlar 23 Aralık’ta

Serbest Kategoride birinci 5.000 TL, ikinci 4.000 TL, üçüncü 3.000 TL, Beykoz Belediyesi Özel Ödülü sahibi 2.000 TL, 5 adet Mansiyon Ödülü sahipleri 1.000’er TL ve en fazla 30 adet Sergilenmeye Değer Eser sahibi ise 500’er TL ile ödüllendirilecek.

Foto Öykü Kategorisinde ise birinci 10.000 TL, ikinci 8.000 TL, üçüncü 6.000 TL, Beykoz Belediyesi Özel Ödülü sahibi 4.000 TL, 5 adet Mansiyon Ödülü sahipleri 3.000’er TL ve en fazla 20 adet Satın Almaya Değer Eser sahipleri ise 1.000’er TL ödül alacak.

23 Aralık 2020 Çarşamba günü sonuçların açıklanacağı organizasyonda dereceye giren fotoğrafçılar, 9 Ocak 2021 Cumartesi günü gerçekleştirilecek sergi ve ödül töreniyle ödüllerine kavuşacak.

Fars Edebiyatının Büyük Dehası Sâdi Türkçe’de

0
sadi

VakıfBank Kültür Yayınları “Sadi: Hayatın, Aşkın ve Tutkunun Şairi” isimli eseri okura sunuyor. Fars dili ve düşüncesinin en büyük dehalarından Sâdi Şirâzî’nin yaşamını ve eserlerini anlatan bu eser Türkçe’de ilk kez yayımlanırken, onu tüm yönleriyle inceliyor.

VakıfBank Kültür Yayınları’nın (VBKY) Türkçe’de ilk kez yayımladığı “Sadi: Hayatın, Aşkın ve Tutkunun Şairi”, İslam medeniyetinin edebiyat birikiminde önemli söz sahibi, şair ve yazar Sâdi Şirâzî’yi tüm yönleriyle değerlendiriyor.

Oxford Üniversitesi Şarkiyat Çalışmaları Fakültesi öğretim üyesi İranlı tarihçi Homa Katouzian tarafından kaleme alınan kitabın Türkçe çevirisi İsmail Hakkı Yılmaz’a ait.

Mükemmel düzyazı örneği Gülistan

Düzyazıda ve şiirde en önemli klasik Fars dili kalemlerinden Sâdi, 13’üncü yüzyılda yaşadı, asırlar boyunca bilgeliğin ve sevginin simgesi olarak benimsendi. Sâdi’nin Gülistan ve Bostan isimlerinde iki büyük eseri bulunuyor. Katouzian kitabında Gülistan şiirinin 1940’lı yıllara kadar okullarda mükemmel düzyazı örneği olarak öğretildiğini, Bostan’ın da ahlaklı ve erdemli bir hayatın rehber kitabı şeklinde görüldüğünü söylüyor. Sâdi için klasik Farsça şiir geleneğinin en büyük ismi olduğunu belirten Katouzian, şunları anlatıyor: “Sâdi’nin hayatı konusunda kesin olan birkaç şey var ki, o da miladi on üçüncü (hicri yedinci) yüzyılda yaşadığı, Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nde eğitim aldığı, uzun yolculuklar yaptığı ve uzun bir hayat yaşadığıdır.”

Diyarları uzun yıllar gezen şair

Katouzian, Sâdi’nin Bostan şirinin giriş bölümünde bazı tecrübelerinden söz ettiğinin bilgisini veriyor ve şiirin doğuş öyküsünü şu satırlarda kaydediyor: “Buradan dünyanın dört bir yanına gittiğini ve her türden insanla karşılaştığını ama samimiyet ve cömertlikte Şiraz’ın insanıyla aşık atacak biriyle karşılaşmadığını öğreniyoruz. Sâdi uzun yolculuklara çıkanların dönüşte hediye niyetine Mısır’dan şeker getirdiğini düşünüyordu. Eve döndüğünde şöyle yazmıştı: ‘Eğer şekerle dolu değilse de ellerim, Vardır şekerden daha tatlı sözlerim’ Bu yüzden dönüşte hemşerilerine Bostan’ı hediye etti. Bostan’ın girişinden ve metnin genelinden Sâdi’nin uzun yıllarını seyahatlerde geçirip diyar diyar dolaştığı anlaşılmaktadır. “

Sâdi Şirâzî

Bağdat, Mekke, Diyarbakır…

Gülistan şiirinde Sâdi’nin Bağdat, Mekke, Şam, İskenderiye, Diyarbakır, Hemedan, İsfahan, Belh ve Kaşgar gibi ziyaret ettiği yerlerden söz eden birçok hikâye ve menkıbe yer alıyor. Katouzian, onun zamanın edebi ve düşünce yapılarının çoğundan haberdar olduğunu fakat tıpkı birçok düşünür ve edebiyat adamı gibi onun da tek bir yapıda eser vermediğini ifade ediyor. Katouzian, şöyle devam ediyor: “Sâdi bir akılcı değildir ama akla ve zekâya büyük önem vermiş ve aklî bilgiyi insani gelişimin yeterli değilse bile gerekli bir unsuru olarak görmüştür. Bir mistik olarak da görülemese de tasavvuf teori ve pratiğini çok iyi bilir ve efsaneleşmiş sufilere hayranlık duyardı. Sâdi’nin kişisel ve sosyal hayatı için kullanılabilecek en yakın modern terim –Sokratesçi bilgeliğe yakın bir kavram olan– felsefi gerçekçiliktir ama kesinlikle bir pragmatist ve araçsalcı değildir.” Ayrıca Sâdi, eserlerine göre değerlendirilecek olursa, hoşgörüyü, ılımlılığı ve sağduyuyu savunan bir fikir adamıdır. Kitapta konuyla ilgili birçok ayrıntı paylaşan Katouzian, Sadi’nin kusursuz hayata değil, iyi ve temiz bir hayata inandığını ve başkalarına karşı fazla eleştirel olmadığını söylüyor.

Bostan’ın bir benzeri yok

Klasik Fars şiirinin büyük hazineleri arasında Bostan şiirinin bir benzerinin bulunmadığını kaydeden Katouzian, “Sâdi’nin ‘pratik bilgeliğini’ kanıtlayan satırlara Gülistan’ın kimi sayfalarında rastlansa bile, Bostan’da buna dair çok az işaret vardır. Zira Bostan, Gülistan’ın teorik ve entelektüel karşılığıdır; Bostan’da teorik ve entelektüel açıdan üzerinde durulan konular daha sonra kaleme alınan Gülistan’da uygulamalı olarak ele alınır. Buna karşılık Bostan insan ruhunun yücelme ve arınma yol ve araçlarını daha geniş ve daha ayrıntılı bir şekilde inceler. Anlatı şiiri olarak gelmiş geçmiş en iyi Fars dilli mesnevilerden biridir: Kolay anlaşılırdır, özlüdür; akıcı ve rahat okunabilir” diyor. 13’üncü yüzyıl şairi ve yazarı Sâdi, klasik bir şair olarak evrensel bir yere sahip ve Katouzian’a göre Sâdi, aşk şiirlerini okuyan her âşığı da derinden etkilemeye devam edecek.

Fatih’in Portresi Eylül Ayında Sergilenmeye Başlayacak

0
fatih portresi

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla haziran ayında satın alınan Fatih Portresi, İstanbul’a doğru son yolculuğuna başlıyor. İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanı Mahir Polat tarafından, gerekli kondisyon incelemeleri yapıldıktan sonra teslim alınacak yapıtın, hafta içi İBB Saraçhane Yerleşkesi’ne getirilmesi hedefleniyor. Portre, İBB bünyesindeki özel güvenlikli ve Rönesans dönemi resimlerinin korunması için tasarlanan ışık geçirmez özel depoda bir süre dinlendirildikten sonra Ağustos aynın üçüncü haftasında kamuoyuyla paylaşılacak. Eylül ayı sonu veya Ekim başında halka açık sergilenmesi programlanan portre için özel bir sergi alanı oluşturma çalışmaları da sürüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından satın alınan 540 yıllık Fatih Sultan Mehmet portresi, Türkiye’ye doğru son yolculuğuna başlıyor. İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanı Mahir Polat, yapıtı teslim almak üzere İngiltere’nin başkenti Londra’ya gitti. Yapıt, teslim alınmadan önce gerekli kondisyon incelemesi yapılacak. Daha sonra nakliye şirketine teslim edilerek hafta bitmeden İstanbul’a dönmesi sağlanacak.

PORTRE İÇİN ÖZEL KORUMALI DEPO HAZIRLANDI

Venedikli ressam Bellini’nin atölyesinden çıkan üç orijinal Fatih portresinden biri olan yapıt için İBB bünyesinde de hazırlıklar tamamlandı. İlk etapta portre, Rönesans dönemine ait bir yapıtın korunması için gerekli koşulların sağlandığı, İBB Saraçhane Yerleşkesi giriş katındaki bir ‘özel depo alanında’ dinlendirilecek. Bilimsel ölçütlere göre hazırlanan depo, ışık ve nem gibi yapıta zarar verecek etmenlere karşı korumalı olarak tasarlandı. Portrenin korunması için yoğun güvenlik önlemleri de alındı.

AĞUSTOS’UN ÜÇÜNCÜ HAFTASI KAMUOYUYLA PAYLAŞILACAK

Portre, kendisi için hazırlanan özel korumalı depoda bir süre dinlendirildikten sonra, Ağustos ayının üçüncü haftasında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da katılımıyla kamuoyuyla paylaşılacak. Portrenin ilk kez kamuoyu ile paylaşıldığı bu program, pandemi koşullarının getirdiği kısıtlardan dolayı, sınırlı sayıda davetli ve medya mensubu ile gerçekleştirilecek.

EYLÜL ORTASINDA HALKA SERGİLENECEK

Ülkemize ait bilinen en eski portre olan yapıtın, pandemi önlemlerine bağlı olarak, Eylül ayı sonu veya Ekim ayı başından itibaren halka açık sergilenmesi amaçlanıyor. Bu çerçevede, geçici olarak hazırlanan sergi alanı pandemi koşulları göz önüne alınarak düzenlenecek. Portre, daha sonra uzmanların belirleyeceği bir yol haritasıyla ve çalışmayla inşa edilecek müzedeki yerine konulacak.

PORTRE 6,5 MİLYON LİRAYA SATIN ALINMIŞTI

İtalyan ressam Gentile Bellini tarafından 1480 yılında yapılan ve Fatih’in başka bir kişi ile resmedilen tek portresi olan yapıt, Londra’daki dünyaca ünlü Christie’s salonundaki müzayedede alıcıların beğenisine sunulmuştu. İBB, Başkan İmamoğlu’nun talimatıyla portrenin İstanbul’a kazandırılması için çalışma başlatmış ve zorlu bir müzayedenin sonunda yapıta yaklaşık 6,5 milyon liraya sahip olmuştu. Gentile Bellini’nin en önemli resimleri arasında sayılan ve tuval üzerine yağlı boya çalışılmış yapıtın eni 33,4; boyu ise 45,4 santimetre. Tablonun sağ alt köşesinde Latin harfleriyle not düşülen tarih ise 25 Kasım 1480. Ölüm tarihi 3 Mayıs 1481 olan Fatih Sultan Mehmet’in ressam Bellini’ye verdiği son pozlardan biri olduğu düşünülüyor.

Koronavirüs Öyküleri, Muzip ve Eleştirel Üslupla Kitaplaştırıldı

0
Metin Uca

Televizyon ve edebiyat dünyasının sevilen ismi Metin Uca, tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs günlerini ve Türkiye’nin koronavirüs öykülerini, şahsına münhasır muzip ve eleştirel üslubuyla anlattığı Tanrı Vermiş Pırasa, Hiç Yenir Mi Yarasa? adlı yeni kitabı İnkılâp Kitabevi etiketiyle raflarda yerini aldı. 

Kendine has üslubu ve duruşuyla ilgiyle takip edilen Metin Uca yeni kitaplarıyla İnkılâp Kitabevi’ne “Merhaba” diyor. Uca’nın İnkılâp Kitabevi’nden çıkan ilk çalışması Tanrı Vermiş Pırasa, Hiç Yenir Mi Yarasa? okurlara oldukça tanıdık gelecek, yakın tarihe dair özgün anlatılardan biri olarak raflarda yer aldı.

Metin Uca yeni kitabı Tanrı Vermiş Pırasa, Hiç Yenir Mi Yarasa?’da, dünyayı etkisi altına alan salgın hastalıkların tarihsel ve siyasal yansımalarının bir panoramasını sunarken, Türkiye’nin kendine özgü korona hallerini de eğlenceli üslubuyla okuyucularına aktarıyor. Uca değişen hayatlarımız, alışkanlıklarımız ve bunların nedenleri konusunda inanılmaz komplo iddialarını ve cevap sanılan cevapları, yani koronavirüsün Türkiye yolculuğunu anlatıyor.

Metin Uca

Tanrı Vermiş Pırasa, Hiç Yenir Mi Yarasa? aynı zamanda, Türkiye’deki sağlık sistemine ve kriz yönetimine dair de bir hasar tespit raporu niteliğinde. Sokağa çıkmak kimlere, ne zaman, ne kadar yasak? Koronavirüs hafta sonları daha mı çok bulaşıyor? Uçak yolculuğunda zararsız olan koronavirüs, kültür etkinliklerinde niye saldırganlaşıyor? Tanrı Vermiş Pırasa, Hiç Yenir Mi Yarasa? okurları, ev içlerinden tarihin derinliklerine; sanattaki koronavirüs ve salgın izlerinden geçmiş günlerin ağzımızı birkaç karış açık bırakacak tedavi yöntemlerine; CoronaTurca renklerinden salgının hiç bilinmeyen yönlerine bu küçücük virüsün öyküsünü keşfetmeye davet ediyor.  

METİN UCA HAKKINDA

1961 yılında Hakkârili bir baba ve Söğütlü bir annenin büyük çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya geldi. Küçük bir bürokrat ailesinin çocuğu olarak ömrünün büyük bölümünü Ankara ve İstanbul’da geçirdi. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamlayan Uca, kimya mühendisliği, jeoloji mühendisliği ve tiyatro eğitimi aldı. 1987 yılında Anadolu Ajansı’nın sınavını kazanarak muhabirlik yapmaya başladı. Anadolu Ajansı, TRT, Kanal D, Milliyet EP Dergisi, Show TV, ATV ve Star televizyonları muhabir ve programcı olarak çalıştı. 1999 yılından bu yana özgün sabah programları, yarışma programları ve sahne gösterileri hazırlıyor. Metin Uca sunucu, oyuncu, programcı, yapımcı ve yazar nitelikleriyle anılmasına karşın, gökyüzünü maviye boyayıcılık, kırmızı elma ısırıcılığı ve yavru kedi şefkatçiliği görevlerini de sürdürmektedir.

Takipte Kalın!

558BeğenenlerBeğen
8,082TakipçilerTakip Et
664TakipçilerTakip Et
11AboneAbone Ol

Son 24 Saatin En Popüler Yazıları

Tüm Zamanların En Popüler Yazıları

Son Yazılar